Samhain
Yazın Bittiği Gece

Halloween için bir çay yapmaya karar verdiğimizde, ona doğrudan Halloween adını vermek fazla kolay geldi.
Çünkü bugün Halloween dediğimiz gece, mağaza vitrinlerine yerleştirilen plastik iskeletlerden, şeker dolu turuncu kovalardan ve kapı kapı dolaşan kostümlü çocuklardan çok daha eski bir hafızanın üzerinde durur.
Cadı şapkalarının, yapay örümcek ağlarının ve içi oyulmuş balkabaklarının altını biraz kazıdığınızda, toprağın içinden başka bir kelime çıkar:
Samhain.
Modern İrlandacada kasım ayının adı olan Samhain, eski Gal dünyasında hasadın sona erdiği ve kışın başladığı büyük mevsim eşiğini anlatıyordu. İrlanda, İskoçya ve Man Adası’nın tarımsal ve pastoral takviminde yılın aydınlık yarısı kapanıyor; insanlar, hayvanlar ve erzaklar daha karanlık aylar için hazırlanıyordu. Hayvan sürüleri yaz otlaklarından geri getiriliyor, hangilerinin kış boyunca besleneceğine karar veriliyor, ürünler toplanıyor ve soğuk gelmeden önce yapılması gereken son işler tamamlanıyordu.
Samhain’i yalnızca “eski Keltlerin Halloween’i” diye anlatmak, hem onu gereğinden fazla basitleştirir hem de bugünün görüntülerini geçmişe yapıştırır. İki bin yıl önce yaşayan insanlar plastik vampir dişleri takıp balkabağı biçimli şekerler yemiyordu. Samhain her şeyden önce bir mevsim dönümüydü; yazla kışın, bollukla kıtlığın, dışarıdaki hayatla eve çekilme zamanının birbirine değdiği ciddi bir eşik.
Fakat eski dünyada eşikler hiçbir zaman yalnızca takvim meselesi değildi.
Bir yerden başka bir yere, bir mevsimden ötekine ya da bir hayat hâlinden diğerine geçilen anların normal düzeni gevşettiğine inanılırdı. Samhain de böyle bir zamandı. İrlanda’nın ortaçağ metinlerinde bu gece, insan dünyasıyla Öteki Dünya arasındaki geçitlerin açıldığı; doğaüstü varlıkların, perilerin ve eski güçlerin yeryüzünde daha serbestçe dolaşabildiği bir dönem olarak anlatılır.
Bugün sıkça söylendiği gibi “yaşayanlarla ölüler arasındaki perde inceliyordu.” Bu şiirsel cümle eski metinlerin birebir ifadesi olmayabilir; fakat Samhain’in taşıdığı sınır duygusunu iyi anlatır. Güneş erken batıyor, hasat edilmiş tarlalar boşalıyor, yollar karanlığa gömülüyor ve insan, evinin ışığının hemen ötesinde neyin hareket ettiğinden artık emin olamıyordu.
Bu belirsizlik yalnız korku doğurmadı. Aynı zamanda ihtimalleri çoğalttı.
Samhain gecesi geleceğin işaretlerini okumaya çalışmak, özellikle evlilik, talih ve ölüm üzerine kehanet oyunları oynamak sonraki İrlanda ve İskoç folklorunda önemli bir yer tuttu. Elmalar su dolu teknelere bırakıldı, fındıklar ateşe atıldı, yiyeceklerin içine küçük nesneler saklandı. Kimin evleneceği, kimin yolculuğa çıkacağı, kimin bolluk göreceği ve kimin dikkatli olması gerektiği, sıradan bir kuruyemişin ateşte nasıl çatladığından anlaşılmaya çalışıldı.
Çünkü gelecek zaten bilinmezdi. Samhain gecesi yalnızca onun biraz daha konuşkan olduğuna inanılıyordu.
Büyük ateşler de bu karanlık mevsim eşiğinin parçasıydı. Tepelerde yakılan şenlik ateşlerinin tarihini ve kesin anlamını tek bir anlatıya indirgemek mümkün değildir; bildiklerimizin bir bölümü ortaçağ metinlerinden, önemli bir bölümü ise çok daha geç dönemlerde kaydedilen kırsal geleneklerden gelir. Yine de ateşin çevresinde toplanma, onu koruyucu ve arındırıcı sayma, küllerinde ya da sönüş biçiminde işaretler arama alışkanlığı Samhain hafızasının içinde uzun süre yaşadı.
Ateş, o gece hem sıcaklık hem sınırdı.
Çevresinde insanlar vardı. Ötesinde ise karanlığın kendine ait işleri.
Zamanla eski mevsim gelenekleri Hristiyan takviminin Azizler Günü ve Ölüler Günü uygulamalarıyla iç içe geçti. All Hallows’ Eve —Azizler Günü’nün arifesi— sözü kısalarak Halloween oldu. Eski adetler bütünüyle ortadan kaybolmadı; isim, anlam ve biçim değiştirerek yeni inançların arasında yaşamayı sürdürdü. Ateşler, maskeler, kapı kapı dolaşmalar, ölüleri hatırlama ve geceye yiyecek bırakma gibi gelenekler farklı dönemlerde birbirine karıştı.
Ortaya tek bir gecede icat edilmiş bir bayram değil, yüzyıllar boyunca katman katman büyüyen bir kültürel yaratık çıktı.
Bu yaratığın en tanınmış yüzü bugün balkabağıdır.
Oysa Samhain’in eski İrlanda’sında balkabağı yoktu. Amerika kıtasına özgü olan bu bitki, Avrupa dünyasının Halloween geleneğine çok daha sonra katıldı. İrlanda ve Britanya’da insanlar önce şalgamları ve başka kök sebzeleri oyuyor, içlerine bir kor ya da mum yerleştiriyor ve kabuklarına korkutucu yüzler kazıyordu. Bu fenerler kimi zaman doğaüstü varlıkları temsil ediyor, kimi zaman onları uzak tutuyor, kimi zamansa gecenin karanlığında komşuları korkutmak için kullanılıyordu.
İrlanda Ulusal Müzesi’nde korunan eski “hayalet şalgam”, bugün alıştığımız gülümseyen balkabaklarından çok daha rahatsız edici görünür. Sert kökün içine oyulmuş küçük gözleri, çökmüş burnu ve sıkılmış dişleriyle ne çocukları eğlendirmeye ne de bir verandayı sevimli göstermeye niyeti vardır. Gerçekten karanlık bir kır yolunda karşınıza çıkmasını istemeyeceğiniz türden bir yüze sahiptir.
İrlandalı ve İskoç göçmenler geleneklerini Kuzey Amerika’ya taşıdıklarında karşılarında şalgamdan çok daha büyük, bol ve kolay oyulan balkabaklarını buldular. Korkunç kök yüz, zamanla turuncu bir fener hâline geldi. Amerika’nın yerli bitkisi, Avrupa’dan gelen eski bir gece geleneğinin içine yerleşti ve sonunda bütün dünyada Halloween’in simgesi oldu.
Bu dönüşüm Samhain’in ruhuna tuhaf biçimde uygundur.
Eski bir şey, uzak bir coğrafyada başka bir bedene girmişti.
Samhain çayının reçetesine balkabağını yerleştirirken biz de yalnızca modern Halloween’in en tanınmış görüntüsünü düşünmedik. Onun altında duran hasat fikrine döndük. Balkabağı tarladan alınan son büyük meyvelerden biridir; ağır, dayanıklı ve kış boyunca saklanmaya elverişlidir. Dışarıdaki toprak sessizleşirken evin içinde çorbaya, ekmeğe, turtaya ve tatlıya dönüşür. Bu nedenle hem hasadın bolluğunu hem de o bolluğu karanlık aylar için koruma arzusunu taşır.
Cadılar, hayaletler ve kehanetler bir yana, Samhain’in en eski gerçeği belki de budur:
Kış gelmektedir ve kilerde ne olduğunun önemi vardır.
Reçetedeki tarçın, karanfil, zencefil ve muskat ise balkabağının çevresinde kurulmuş uzun tatlı geleneğinden gelir. Özellikle Britanya ve Kuzey Amerika’nın sonbahar mutfaklarında bu baharatlar meyveli keklerin, zencefilli ekmeklerin, fırın tatlılarının ve daha sonra balkabaklı turtanın çevresinde tekrar tekrar buluşur. Bugün pumpkin spice adıyla tanıdığımız karışım aslında balkabağının kendisini değil, onunla pişirilen tatlılara eklenen baharatları anlatır.
Samhain’de de baharatlar balkabağını bir sebze olmaktan çıkarıp karanlık mevsimin tatlısına dönüştürür.
Tarçın ilk sıcaklığı getirir. Yuvarlak, tanıdık ve davetkâr kokusuyla dışarıdaki geceden eve dönüş hissi verir. Karanfil onun içine daha keskin, daha eski ve neredeyse tıbbi bir karanlık yerleştirir. Zencefil fincanın altında küçük bir ateş yakar; muskat ise bütün kompozisyona mutfak dolabının en arkalarından gelen kuru, odunsu ve hafif esrarengiz bir derinlik katar.
Vanilya, bu karanlık topluluğun içindeki yumuşak sestir. Baharatların sivri köşelerini yuvarlar, balkabağının tatlı tarafını ortaya çıkarır ve reçeteye fırından yeni çıkmış bir kekin güven duygusunu taşır. Fakat onu bütünüyle masumlaştırmaz. Çünkü vanilyanın sakinliği altında hâlâ karanfil, zencefil ve muskat beklemektedir.
Tıpkı ışıkları yanan bir evin, dışarıdaki ormanda ne olduğunu ortadan kaldırmaması gibi.
Siyah çay ise Samhain’in gecesidir.
Balkabağı ve vanilya onun üzerinde sıcak bir mutfak kurarken tarçın, karanfil, zencefil ve muskat ateşin çevresine yerleşir. Fakat bütün bu sıcaklığın altında koyu, buruk ve ciddi bir zemin kalır. Çay, reçetenin bir sonbahar tatlısına dönüşüp bütünüyle rahatlamasına izin vermez. Fincanın içinde daima gecenin kendisine ait küçük bir pay bırakır.
Böylece Samhain, balkabağı aromalı sevimli bir Halloween çayı olmadı. Bir tarafında hasadın son meyvesi, baharatlı kekler ve ateş başında paylaşılan sıcaklık; diğer tarafında boşalan tarlalar, uzayan gece ve kapının dışında dolaştığı düşünülen eski varlıklar bulunan bir eşik çayına dönüştü.
Kutunun üzerindeki illüstrasyon da tek bir tarihsel dönemi olduğu gibi yeniden kurmaz. Samhain’in kendisi gibi, farklı yüzyıllardan gelen sembolleri aynı karanlık bahçede bir araya getirir.
Merkezdeki beş köşeli yıldız, bugün çoğu kişinin ilk bakışta sandığı gibi kendiliğinden kötücül bir işaret değildir. Pentagram, farklı kültür ve dönemlerde düzenin, bütünlüğün, insan bedeninin, beş unsurun ve korunmanın sembolü olarak kullanılmıştır. Çember içine alınmış yukarı dönük biçimi, özellikle sonraki ezoterik ve modern pagan geleneklerinde doğa güçlerinin dengesiyle ilişkilendirilir. Etikette bir tehdidi çağırmaktan çok, karanlığın içinde korunmuş bir alan çizer.
Çevresindeki daireler, düğümler ve kesintisiz çizgiler başlangıcı ile sonu kolayca bulunamayan döngüleri hatırlatır. Samhain’in özü de düz bir çizgiden çok bir çemberdir: hasat biter, toprak dinlenir, kış gelir ve karanlığın içinden yeni mevsim hazırlanır. Son dediğimiz şey, çoğu zaman dönüşün görünmeyen tarafıdır.
Ay, etiketin farklı yerlerinde tekrar tekrar karşımıza çıkar. Dolunay, hilaller ve üçlü ay imgesi; zamanın insan takvimlerinden çok daha eski bir ritimle ölçüldüğünü anlatır. Üçlü ayı doğrudan antik İrlanda’dan kalmış bir Samhain sembolü saymak doğru olmaz. Bugün bildiğimiz biçimi daha çok modern neopagan ve Wiccan görsel diline aittir; büyüyen, dolunay hâline gelen ve küçülen ayı, bazen de genç kadın, anne ve yaşlı bilge kadın evrelerini temsil eder.
Fakat tarihsel olarak daha yeni olması onu bu kutuda anlamsız kılmaz. Tam tersine, Samhain’in yüzyıllar boyunca yeni semboller edinerek yaşamaya devam ettiğini gösterir.
Dolunayın önünden geçen süpürgeli cadılar da antik Samhain gecesinden çıkıp gelmiş değildir. Bu görüntü, Avrupa’nın geç ortaçağ ve erken modern dönem cadılık tasvirlerinden, on dokuzuncu yüzyıl illüstrasyonlarından ve nihayet modern Halloween görsel kültüründen süzülmüştür. Bugün cadıyı ayın önünde uçarken tek bakışta tanıyorsak bunun nedeni eski İrlandalıların onu böyle resmetmesi değil, yüzyıllar boyunca sanatın, korkunun ve popüler kültürün aynı silueti tekrar tekrar üretmesidir.
Etiketteki kuş ise bütün bu semboller arasında Samhain’in İrlanda köklerine en karanlık bakışı atan figürdür.
Kuzgun ve karga, birçok kültürde gece, ölüm ve kehanetle ilişkilendirilmiştir. İrlanda mitolojisinde ise özellikle savaşın, kaderin ve egemenliğin esrarengiz figürü Morrígan’ın çevresinde belirir. Morrígan bazen bir kadın, bazen birden fazla figür, bazen de savaş alanının üzerinde dolaşan koyu renkli bir kuş olarak karşımıza çıkar. Kimin kazanacağını yalnızca izliyor mu, yoksa sonucu kendisi mi belirliyor, hiçbir zaman bütünüyle emin olamayız.
Kutudaki kuşun doğrudan Morrígan olduğunu söylemek zorunda değiliz. O, daha çok aynı eski kuş hafızasını taşır: İnsanlardan önce bir şeyi görmüş, yaklaşmakta olanı biliyor ve söylemeye hiç niyeti yokmuş gibi duran sessiz bir haberci.
Ayçiçekleri, lavantayı andıran mor başaklar, sonbahar yaprakları ve balkabakları ise ölüm imgelerinin arasına hasadı geri getirir. Çünkü Samhain yalnız karanlık, ruhlar ve cadılar değildir. Tarladan toplanmış son ürünlerin, kurutulmuş otların ve yaklaşan kıştan önce eve taşınan renklerin bayramıdır. Etikette yaşam ile ölüm birbirinden ayrı köşelerde durmaz; aynı bitkilerin arasında iç içe büyür.
Belki de illüstrasyondaki en önemli karşıtlık budur.
Bir yanda dolunay, kuzgun, cadılar ve koruyucu işaretler vardır. Diğer yanda fincandan yükselen sıcak buhar ve toprağın henüz verdiği turuncu balkabakları. Dışarıda gece, içeride çay. Kapının bir tarafında bilinmeyen dünya, diğer tarafında tarçın ve vanilya kokan bir mutfak.
Ama kapı bütünüyle kapalı değildir.
Samhain çayını hazırlarken Halloween’in köklerine inmek istememizin sebebi yalnız daha esrarengiz bir isim bulmak değildi. Bugünün neşeli korku gecesinin altında gerçek bir mevsim duygusu bulunduğunu hatırlamak istedik: İnsanların karanlığın gelişini ciddiye aldığı, ellerindekileri saydığı, geçmişte kaybettiklerini düşündüğü ve geleceğin ne getireceğini küçük işaretlerden anlamaya çalıştığı bir gece.
Bu yüzden reçete hem tatlı hem karanlıktır.
Balkabağı hasadı, vanilya mutfağı, tarçın ve zencefil ateşi anlatır. Karanfil ile muskat gölgeleri derinleştirir. Siyah çay ise bütün bunların çevresine ekim ayının son gecesini kapatır.
Fincanı elinize aldığınızda önce sıcaklık gelir.
Sonra baharatlar.
En son, kapının öteki tarafından belli belirsiz bir ses duyulur.
Belki rüzgârdır.
Samhain gecesinde bundan hiçbir zaman bütünüyle emin olamazsınız.




Yorumlar