top of page

Marilyn

20 Ağu
4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 11 saat önce

Bir Yıldızın Kendine Benzediği An


Marilyn ürün kutusu

1954 yılında New York’taki St. Regis Oteli’nde çekilen bu fotoğrafta Marilyn Monroe, elinde küçük bir fincanla objektife bakmıyor; belli ki hemen yanı başında yaşanan bir şeye gülüyor. Gülüşü poz vermek için biraz fazla içten, bakışıysa kamerayı tamamen unutmuş olamayacak kadar muzip.


Onu fotoğraflayan Sam Shaw, Marilyn’in yalnızca yakın dostu değil, birkaç ay sonra The Seven Year Itch setinde beyaz elbisesini havalandıran metro ızgarası sahnesini tarihin en tanınmış sinema imgelerinden birine dönüştürecek kişidir. Fakat St. Regis’teki bu karede henüz uçuşan etekler, spot ışıkları ya da kusursuz biçimde kurulmuş bir yıldız görüntüsü yoktur; yalnızca bir fincan çay, kendini tutamayan bir kahkaha ve şakayı herkesten önce anlamış gibi bakan Marilyn vardır.


Onu etiketimiz için seçmemizin nedeni de tam olarak budur. Çünkü Marilyn’i yalnızca sarı saçları, kırmızı ruju ve Hollywood’un ona biçtiği baştan çıkarıcı kadın rolü üzerinden anlatmak, hikâyenin en eğlenceli tarafını kaçırmak olurdu. Onun cazibesi güzel görünmekten ibaret değildi; güzelliğinin insanlar üzerindeki etkisini biliyor, bu etkiyi zekâsı ve olağanüstü komedi zamanlamasıyla yönetiyordu. Sesi ne kadar masum çıkarsa çıksın, bakışının gerisinde olup biteni herkesten iyi kavrayan bir kadın bulunduğunu hissettiriyor; saf görünmeyi, saflıkla karıştıranlarla incelikle eğleniyordu.


Norma Jeane Mortenson’dan Marilyn Monroe’ya uzanan yol, Hollywood’un kendiliğinden keşfettiği bir masal kahramanının hikâyesi değildir. Çocukluğu güvensizliklerle geçen genç bir kadının, önce modellik dünyasında, ardından stüdyo sisteminin acımasız düzeni içinde kendi varlığını kurmaya çalışmasının hikâyesidir. Saçlarının rengi, adı, sesi ve kamera karşısındaki tavrı zamanla değişmiş olsa da Marilyn’i yalnızca başkalarının yarattığı bir imge olarak görmek ona haksızlık eder; çünkü bu karakterin oluşumunda en az stüdyolar kadar onun dikkati, disiplini ve insanları gözlemleme yeteneği de vardır. Hollywood ona “sarışın bomba” rolünü vermiş, o ise bu rolün içine mizahı, kırılganlığı ve izleyiciyi suç ortağı yapan küçük bir zekâ parıltısını yerleştirmiştir.


Gentlemen Prefer Blondes ve How to Marry a Millionaire gibi filmlerde canlandırdığı kadınlar, dışarıdan bakıldığında erkeklerin ilgisiyle yolunu bulan güzel sarışınlar gibi görünebilir. Oysa Marilyn’in performanslarında daima ikinci bir katman bulunur: Karakterleri, karşılarındaki insanların kendilerini nasıl gördüğünün farkındadır ve tam da bu beklentiyi kullanarak oyunun yönünü değiştirirler. Marilyn bir cümleyi söylerken sesi başka, gözleri başka bir şey anlatabilir; izleyici de onun göründüğünden çok daha fazlasını bildiğini sezerek gülümser. Bu nedenle ondaki muzırlık, cazibesine sonradan eklenmiş küçük bir süs değil, cazibenin asıl kaynağıdır.


MARILYN reçetesini kurarken biz de yalnızca tatlı ve güzel kokan bir çay yapmak istemedik. Çayın ilk anda sizi kendine çeken, yaklaştıkça yeni taraflarını gösteren ve son yudumda beklemediğiniz küçük bir oyun oynayan bir karakteri olsun istedik. Bunun için merkezine rooibos’u yerleştirdik; çünkü rooibos, gösterişli olmadan sıcak, doğal tatlılığıyla davetkâr ve fincana verdiği kızıl renk sayesinde daha ilk bakışta çekicidir. Siyah çayın sertliği yerine yumuşak, sakin ve kadifemsi bir zemin kurar; diğer malzemelerin tek tek öne çıkmasına izin verirken onları birbirine bağlayan görünmez bir sahne gibi çalışır.

Elma kurusu bu zemine tanıdık, rahatlatıcı bir tatlılık getirirken portakal kurusu karışımı aydınlatır ve meyvemsi yapının fazla ağırlaşmasını engeller. Biri sizi içeri davet eden sıcaklık, diğeri odaya girer girmez yüzünüze vuran ışıktır. Tarçın, bu iki meyvenin arasına yerleşerek çaya ev hissi veren bir sıcaklık katar; fakat hindistan cevizi ve çubuk vanilya devreye girdiğinde reçete gündelik ve bildik bir meyve çayı olmaktan çıkar. Hindistan cevizinin kremsi dokusu ile gerçek vanilyanın ağırbaşlı tatlılığı birleşerek Marilyn’in sinemadaki o yumuşak, parlak ve ilk bakışta zahmetsiz görünen cazibesini hatırlatan bir katman oluşturur.


Ne var ki Marilyn’i yalnızca tatlılıkla anlatmak, fotoğraftaki o yana kaçan bakışı görmezden gelmek olurdu. Bu yüzden reçetenin içinde kırmızı karabiber vardır. Büyük bir gürültü çıkarmadan, karışımın sonuna hafifçe dokunan; meyvelerin, vanilyanın ve hindistan cevizinin tatlılığından sonra damakta küçük bir kıpırtı bırakan bu baharat, çayın içindeki muzırlıktır. Yakıcı olmak için değil, dikkatinizi yeniden toplamak için oradadır. Tıpkı Marilyn’in en masum cümlesinin sonunda beliren ve söylenenlerin aslında sandığınız kadar masum olmadığını anlatan belli belirsiz bir gülümseme gibi…


Çay demlendiğinde fincandan önce vanilya, tarçın ve hindistan cevizinin sıcak kokusu yükselir. Ardından elma ile portakal kendini gösterir; rooibos bütün bu aromaları yumuşak, kızıl bir gövdede bir araya getirir. Tam karışımı çözdüğünüzü düşündüğünüz sırada kırmızı karabiber küçük bir parıltıyla ortaya çıkar ve reçetenin başından beri size uslu uslu gülümsemediğini fark edersiniz. Tatlıdır ama şekerli bir masumiyet taşımaz; davetkârdır ama bütün sırrını ilk yudumda anlatmaz. Yumuşaklığının içinde, kendisiyle birlikte sizinle de eğlenen hafif bir kışkırtıcılık vardır.


Etiketteki fotoğraf bu karakteri tek bir anın içinde kusursuzca yakalar. Marilyn fincanı zarifçe tutmaktadır ama görüntüyü unutulmaz yapan zarafeti değil, kahkahasının kontrol edilemez oluşudur. Hollywood’un en çok görüntülenen kadınlarından biri, o anda kendisine bakıldığını biliyor olsa bile kusursuz görünmeye çalışmıyordur; yüzü gülmekten değişmiş, gözleri yana kaymış, özenle kurulmuş yıldız imgesinin arasından hayat dolu bir kadın çıkıvermiştir. Belki de Sam Shaw’un yakınlığı sayesinde bu kadar rahattır; fotoğrafçı karşısında bir ikon gibi durmak yerine bir arkadaşının yanında olduğu gibi davranabilmiştir.


MARILYN’i Legends serisine taşıyan şey de yalnızca şöhretinin büyüklüğü değil, yarattığı etkinin yıllar sonra bile tek bir tanıma sığmamasıdır. O hem Hollywood’un en kusursuz imgelerinden biri hem bu kusursuzluğun ardındaki mekanizmayı herkesten iyi anlayan oyuncuydu; hem tatlı bir sesle konuşabiliyor hem tek bir bakışla sahnenin bütün anlamını değiştirebiliyordu. İnsanları kendine çeken güzelliği olabilir, fakat onları orada tutan mizahı, kırılganlığı ve beklenmedik zekâsıydı.


Bu nedenle MARILYN, uzaktan hayran olunmak üzere hazırlanmış bir çay değil; yanına oturmak, birlikte gülmek ve ikinci fincanı istemek üzere hazırlanmış bir reçetedir. Rooibos’un sıcaklığı, elma ile portakalın canlılığı, tarçın ve vanilyanın davetkâr kokusu, hindistan cevizinin yumuşak dokusu sizi önce rahatça içine alır; kırmızı karabiber ise tam kendinizi güvende hissettiğiniz anda küçük bir oyun oynayarak bütün bu tatlılığın altında muzip bir karakter bulunduğunu hatırlatır.


Fincanı elinize aldığınızda etiketteki Marilyn hâlâ gülmektedir. Belki az önce birisi çok iyi bir şaka yapmıştır, belki de asıl şakayı yapan odur ve geri kalan herkesin anlamasını bekliyordur. Biz ikinci ihtimali daha çok seviyoruz.



Marilyn
FromTRY 588.00
Satın Al

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page