top of page

House of Bathory

14 Ağu
7 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 11 saat önce

Kanlı Kontes’in Gecikmiş İksiri


House of Bathory ürün kutusu

Avrupa tarihindeki bazı haneler servetleri, savaşları ve soy ağaçlarıyla; bazılarıysa kapalı kapılar ardında kaldığı söylenenlerle hatırlanır. House of Bathory, ikinci türden bir hanenin adını taşır. Hikâyenin merkezinde, gerçek ile efsane arasındaki en karanlık odalardan birinde yaşayan Kontes Erzsébet Báthory vardır. Dört yüzyılı aşkın süredir onu anlatanlar, mahkeme kayıtlarının nerede bittiği ve gotik hayal gücünün nerede başladığı konusunda anlaşamaz.


Hikâyenin en meşhur biçiminde Kontes Báthory, gençliğini ve güzelliğini sonsuza dek koruyabilmek için bakirelerin kanında yıkanır. Kan zamanı durduracak, yaşlanmak başkalarının başına gelen bir şey olarak kalacak; kalenin hanımı, dışarıdaki yüzyıllar birbirini izlerken değişmeden yaşayacaktır. Ebedî gençlik vaat eden yöntemlerin çoğunda olduğu gibi, bu planın da bazı ciddi sakıncaları vardır. Bunların başında, çok sayıda bakire gerektirmesi gelir.


Erzsébet Báthory 1560 yılında, dönemin Macar Krallığı’nın en zengin ve güçlü ailelerinden birinde doğdu. Báthory hanedanı yalnızca servetiyle değil; toprakları, askerî gücü ve Avrupa saraylarına uzanan bağlantılarıyla da tanınıyordu. Ailenin içinden Transilvanya prensleri, yüksek devlet görevlileri ve Polonya tahtına kadar ulaşan isimler çıkmıştı. Dolayısıyla Erzsébet, sonradan anlatılan masallardaki gibi ormanın ortasında tek başına yaşayan esrarengiz bir kadın değildi. Birçok mülkü, yüzlerce hizmetkârı, geniş arazileri ve küçümsenmeyecek bir siyasi gücü vardı. Kocası Ferenc Nádasdy seferlerdeyken malikânelerin idaresi büyük ölçüde ona kalıyor; ekonomik meselelerden hukuk işlerine kadar geniş bir alanı yönetiyordu. Dönemin aristokrat kadınlarından beklenen edilgenliğe pek uygun görünmeyen bu konum, hikâyesinin ölümünden sonra yalnızca bir suç anlatısına değil, iktidar sahibi bir kadın hakkında kurulabilecek bütün karanlık ihtimallerin toplandığı devasa bir efsaneye dönüşmesinde pay sahibi olmuş olabilir.


Báthory hakkındaki ilk ciddi şikâyetler on yedinci yüzyılın başında duyulmaya başladı. Kalesine ve malikânelerine çalışmak üzere getirilen genç kızların ağır biçimde cezalandırıldığı, işkence gördüğü ve bazılarının ortadan kaybolduğu söyleniyordu. Önce köylü ailelerin kızlarından söz edildi; ardından eğitim ve saray terbiyesi almak üzere Báthory’nin çevresine gönderilen daha yüksek sınıftan genç kadınların da zarar gördüğü iddiaları ortaya çıktı. Bu değişiklik önemliydi. Yoksul hizmetkârların kaybolması uzun süre görmezden gelinebilirken, soylu ailelerin kızları dönmemeye başladığında mesele artık

bir kalenin duvarları arasında tutulamazdı.


1610’da Macaristan Palatini György Thurzó’nun yönetiminde resmî bir soruşturma başlatıldı ve yüzlerce tanığın ifadesi toplandı. İfadelerin çoğu başkasından duyulmuş anlatılardı; bazılarıysa yaralı veya ölmüş genç kadınlar gördüklerini söyleyen kişilere aitti. Báthory’nin hizmetkârları yargılandı ve bazıları suçlu bulunarak idam edildi. Kontesin kendisi ise hiçbir zaman aynı biçimde açık bir mahkemede yargılanmadı; soylu konumu, ailesinin itibarı ve davanın yaratacağı siyasi sonuçlar muhtemelen buna engel oldu. Bunun yerine Csejte Kalesi’nde gözaltında tutuldu ve hayatının kalan yıllarını orada geçirdi. Efsane, odasının kapı ve pencerelerinin taşla örüldüğünü, dış dünyayla yalnızca yiyecek verilebilecek kadar küçük bir açıklık bırakıldığını anlatır. Tarihsel belgeler bu kapatılmanın tam biçimi konusunda kesin değildir; fakat bir zamanlar büyük arazileri yöneten Kontes’in artık kendi kalesinden çıkamadığı ve 21 Ağustos 1614’te orada öldüğü bilinir.


Erzsébet Báthory öldüğünde, bugün herkesin bildiği hikâyenin en meşhur sahnesi henüz ortada yoktu: kan banyosu. 1610 ve 1611’de toplanan tanık ifadelerinde gençlik kazanmak için kanla dolu küvetlere giren bir Kontes anlatılmaz. Báthory’ye yöneltilen eziyet ve cinayet suçlamaları yeterince korkunçtur; fakat kanı kozmetik bir iksir gibi kullanma fikri, bilinen kayıtlara çok daha sonra girer. Bu sahne ilk kez 1729’da, Báthory’nin ölümünden 115 yıl sonra yayımlanan bir anlatıda belirginleşti. Aradan geçen yüzyıl boyunca gerçek olaylar söylentiye, söylentiler halk hikâyesine, halk hikâyesi de kusursuz bir gotik korku dekoruna dönüşmüştü. Karanlık bir kale, güçlü ve zalim olduğu söylenen bir kadın, kaybolan genç kızlar ve yaşlanmanın yaklaştığını gören aristokrat bir yüz vardı; geriye yalnızca küveti kanla doldurmak kalmıştı.


Efsaneye göre Báthory, bir hizmetkârını döverken genç kızın kanından bir damlanın eline sıçradığını fark etti. Kanı sildiğinde altındaki derinin daha genç ve pürüzsüz göründüğüne inanarak, birkaç damlanın yaptığını bütün bir banyonun daha iyi yapacağı sonucuna vardı. Bilimsel yöntem bakımından bazı eksikleri olduğu açıktır; gotik hikâye anlatıcılığı açısından ise kusursuzdur. Kontes böylece tarihteki tartışmalı bir aristokrattan, gençlik uğruna bakire kanında yıkanan “Kanlı Kontes”e dönüştü. Sonraki yüzyıllarda vampir anlatılarıyla yan yana getirildi; romanlara, filmlere, şarkılara ve tiyatro oyunlarına girdi. Dracula’nın dünyasında kendisine ayrılmış bir oda buldu, üstelik Dracula gibi bütünüyle kurmaca değildi. Bir zamanlar gerçekten yaşamış, gerçekten bir kaleye kapatılmış ve gerçekten o kalede ölmüştü. Bu küçük tarihsel çekirdek, çevresinde büyüyen bütün olağanüstü ayrıntıları daha ürpertici kılar. Bazı efsaneler doğru oldukları için değil, doğru olabilecekleri hissini verdikleri için yaşamaya devam eder.


House of Bathory çayının hikâyesi tam burada, ebedî gençlik arzusunun daha makul bir reçeteye dönüştüğü yerde başlar. Harmanda goji berry, mandalina, yasemin, elma kurusu ve yeşil çay vardır; bakire kanı yoktur. Bunun nedeni günümüzde bulunmasının zor olması değil, bütünüyle etik kaygılardır.


Goji berry, Báthory efsanesiyle ilk bağı kuran malzemedir. Küçük, uzun ve parlak kırmızı meyveleri kuruduklarında bile renklerinden bütünüyle vazgeçmez; çay yapraklarının arasında görünen kırmızı parçalar, karanlık bir hikâyenin nereye gideceğini daha suyla buluşmadan belli eder. Fakat goji’nin kırmızısı yalnızca kanı çağrıştırdığı için burada değildir. Meyve, özellikle Doğu Asya geleneklerinde uzun ömür, canlılık ve zindelik düşüncesiyle yan yana anılmış; içerdiği karotenoidler, polisakkaritler ve çeşitli fenolik bileşikler nedeniyle modern araştırmaların da ilgisini çekmiştir. Kısacası Báthory’nin aradığı şeye, yöntem konusunda çok daha medeni bir öneride bulunur. Gençliği sonsuza dek koruyacağını söylemez; en azından kimseyi kalenin bodrumuna indirmeyi gerektirmez. Tadı da görünüşü kadar dramatik değildir: hafif tatlı, biraz otsu ve belli belirsiz ekşimsi karakteriyle reçetenin içinde bağırmak yerine derinlik yaratır. Kırmızı rengi bir korku filmi vaat ederken lezzeti şaşırtıcı biçimde sakindir.


Mandalina bu karanlık koridorda açılan ilk penceredir. Kabuğundaki parlak, tatlı ve hafif buruk narenciye kokusu reçeteyi bir anda yukarı kaldırır; goji’nin koyu kırmızısına sıcak bir turuncu ekler ve yeşil çayın bitkisel tarafını canlı bir yöne çeker. Mandalina kokusunda çocuklukla ilgili bir şey de vardır: kabuğun elle soyulması, yağının parmaklara sıçraması ve kokusunun odanın içinde hemen fark edilmesi, Báthory’nin soğuk taş duvarlarına hiç benzemeyen güneşli bir hafıza taşır. Reçetenin asıl gençleştirici tarafı belki de zamanı durdurmak değil, zamanın henüz bu kadar önemli olmadığı günleri kısa bir an için hatırlatmaktır.


Yasemin çaya bir başka tür gençlik fikri getirir: güzellik. Fakat bu, aynanın karşısında korunmaya çalışılan katı ve korkulu bir güzellik değildir. Kokusu belirir, havaya karışır ve tutulmasına izin vermeden uzaklaşır; tam da bu yüzden güzeldir. Yasemin çiçeğinin kokusu yoğun ama hafif, tatlı ama bütünüyle masum değildir. Beyaz çiçeklerin temizliğini taşırken altında neredeyse baş döndürücü bir parfüm vardır. Bir kalenin gece bahçesinde açabilecek, ay ışığında beyaz görünüp karanlıkta kokusuyla yolunu bulabilecek türden bir çiçektir. House of Bathory’de yasemin, Kontes’in gençlik arzusunu parfüme dönüştürür; güzelliği zorla sabitlemek yerine fincandan yükseltir, kısa süre tutar ve havanın içine bırakır. Báthory’nin anlayamadığı şey belki de bazı şeylerin kaybolabildiği için güzel olduğudur.


Elma kurusu reçetenin daha sessiz üyesidir. Mandalinanın parlaklığıyla goji’nin koyu meyvemsi tarafı arasında yumuşak bir geçiş kurar; doğal tatlılığı yaseminin parfümsü kenarlarını yuvarlar ve yeşil çayın burukluğunun fazla sertleşmesini engeller. Fakat elmanın bu hikâyeye taşıdığı başka bir miras daha vardır. Batı anlatılarında elma uzun zamandır gençlik, güzellik, baştan çıkarma ve tehlikeyle birlikte dolaşır. Altın elmalar ölümsüzlük verir; masallardaki parlak elmalar bazen tek bir ısırıkla insanı sonsuz uykuya gönderir. House of Bathory’deki elma zehirli değildir. Bunu özellikle belirtme ihtiyacı duymak, çayın adının işini iyi yaptığını gösterir.


Bütün bu meyve ve çiçeklerin altında yeşil çay durur ve reçetenin asıl yapısını kurar. Bitkisel, temiz ve hafif buruk karakteri goji berry, mandalina ve elmanın meyvemsi tatlılığını dengeler; yaseminin kokusunu taşır fakat onun parfüme dönüşmesine izin vermez. Görevi yaşlanmayı durdurmak değil, daha zarif bir şey yaparak fincanı canlı tutmaktır. Her yudumda mandalina yeniden yükselir, yasemin tekrar belirir, goji’nin yumuşak meyvemsi tarafı geri gelir. Tatlar tek bir koyu kütleye dönüşmeden, bir şatonun odalarında dolaşan hayaletler gibi birbirlerinin ardından görünür ve kaybolurlar; yalnızca daha iyi kokarlar.


Demlendiğinde kan kırmızısı, ağır ve tehditkâr bir sıvı bekleyenler küçük bir hayal kırıklığı yaşayabilir. House of Bathory, adının aksine karanlık ve ezici değil; canlı, meyvemsi, çiçeksi ve parlaktır. Goji berry kırmızı ipucunu bırakır, mandalina pencereleri açar, yasemin perdeleri hareket ettirir, elma tadı yumuşatır ve yeşil çay bütün evi ayakta tutar. Bu karşıtlık bilinçlidir. Çayın mizahı gerçekten kanlı bir karışım yapmakta değil, tarihin en korkunç gençlik iksirlerinden birini son derece zarif bir fincana dönüştürmektedir.

Kontes’in genç kalmak için bir kaleyi korkuyla doldurduğu anlatılır; House of Bathory’nin önerisi ise sıcak su ve birkaç dakikadan ibarettir. Yeşil çayı yakmayacak sıcaklığa gelen su yapraklarla buluştuğunda goji, mandalina ve yasemin kokusu yükselir. Bunun sonsuz gençlik sağlayacağına dair güvenilir bir kanıt yoktur; fakat birkaç dakikalığına canlandırması ve ardından herhangi bir soruşturma açılmaması kuvvetle muhtemeldir. İsim bu nedenle yalnızca Báthory’nin karanlık şöhretine gönderme yapmaz; aynı zamanda onun yöntemine verilmiş, dört yüz yıl gecikmiş küçük bir cevaptır. Bir tarafta tarihsel dayanağı şüpheli, ahlaki sicili felaket ve temizlik kısmı son derece zahmetli bir kan banyosu; diğer tarafta güzel kokan bir demlik vardır.


House of Bathory böylece iki ayrı iksiri karşı karşıya getirir. Bir tarafta taş duvarlar, kapanan kapılar, aynalar ve genç kalabilmek için ödenen korkunç bedelle zamanı zorla durdurmaya çalışan karanlık bir efsane; diğer tarafta sıcak suya bırakılmış birkaç yaprak, meyve ve çiçek vardır. İlki zamanı yenmek ister, ikincisi içinde bulunulan anı biraz daha güzel hâle getirir. Belki gençlik denilen şey hiçbir zaman sonsuza kadar korunacak bir yüz değildi; mandalina kabuğunun havaya sıçrayan kokusu, yaseminin kısa süreli parfümü, goji’nin kırmızı rengi ve iki elle tutulan sıcak bir fincandı. Mesele zamanı yenmekten çok, onun içinden geçerken hâlâ bir şeylerden keyif alabilmekti.


Kontes Báthory’nin hikâyesi Csejte Kalesi’nde, kapalı kapıların ardında sona erdi; adıysa yüzyıllar boyunca yaşamaya devam etti. Zalim bir aristokrat, siyasi bir komplonun hedefi, tarihin en meşhur kadın seri katili veya sonradan yaratılmış bir canavar olarak anlatıldı. Hangi Báthory’nin gerçek olduğu hâlâ tartışılıyor. Kan banyosunun tarihsel kayıtlarda karşılığı olmadığını biliyoruz; fakat gotik hafıza açısından son derece güçlü bir isim bıraktığını da kabul etmek gerekir.


Kutunun üzerindeki sahne bu gotik hafızayı gerçek bir portre ya da kan banyosuyla değil, eski bir hanenin amblemi gibi kurulmuş simetrik bir botanik çerçeveyle anlatır. Tepedeki heraldik arma, House of Bathory adını kişisel bir isimden çıkarıp yüzyıllardır ayakta duran karanlık bir soya dönüştürür. Siyah ve kırık altın zemin üzerinde koyu kırmızılarla resmedilen çiçekler ve meyveler, ilk bakışta kanlı efsaneyi çağırırken yakından bakıldığında reçetenin kendisini ele verir: kırmızı meyveler, narenciye kesiti ve ikiye ayrılmış elma gotik süslemenin içine saklanmıştır. Büyük, tarihî afişleri andıran Báthory harfleriyle çevresindeki zarif bitki çizimleri arasındaki karşıtlık da çayın kurduğu karşıtlığın aynısıdır; isim karanlık ve heybetli, fincan ise meyvemsi ve canlıdır.


House of Bathory’nin kapısı böylece bir şatonun karanlığına değil, goji berry, mandalina, yasemin, elma ve yeşil çayın kurduğu daha aydınlık bir odaya açılır. Ev sahibesi artık orada değildir; geriye onun efsanesinden alınmış isim, kutunun üzerindeki karanlık bahçe ve zamanı durdurmak yerine içinde bulunulan anı güzelleştiren bir fincan kalmıştır.


House of Bathory
FromTRY 601.00
Satın Al

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page