top of page

Curiosity Killed The Cat

14 Ağu
3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 11 saat önce

Merakın Dokuzuncu Canı


Curiosity Killed The Cat ürün kutusu

Kediler, kendilerine ait olmayan işlerle ilgilenmek konusunda eski ve kusursuz bir şöhrete sahiptir. Kapalı bir kapının ardında ne olduğunu, masanın üzerinden sarkan ipin nereye bağlandığını ya da tam da yaklaşmamaları söylenen kutunun içinde ne saklandığını öğrenmeden rahat edemezler. Belki de bu yüzden merakın tehlikeleri üzerine söylenmiş dünyanın en tanınmış nasihatlerinden birinin başrolü onlara verilmiştir: Curiosity killed the cat.


Fakat deyimin ilk hâlinde kediyi öldüren şey merak değildi.


On altıncı yüzyılın sonlarında İngiliz tiyatrosunda karşımıza çıkan eski biçim, care killed the cat diyordu. Buradaki care, birine özen göstermekten çok kaygı, keder ve zihni kemiren endişe anlamına geliyordu. Dokuz canlı olduğuna inanılan bir kediyi bile tüketebilecek kadar ağır bir ruh hâli… Ben Jonson bu sözü 1598’de Every Man in His Humour oyununda kullandı; Shakespeare de yaklaşık bir yıl sonra Much Ado About Nothing’da aynı deyişi bir teselli cümlesinin içine yerleştirdi.


Aradan yüzyıllar geçti ve dil, kedinin ölüm sebebini değiştirdi. Kaygının yerini merak aldı. On dokuzuncu yüzyılda, önce İrlanda İngilizcesinde kayda geçen yeni biçimiyle kedi artık düşünmekten değil; burnunu gereğinden fazla uzatmaktan, bilmemesi gereken şeyi öğrenmeye çalışmaktan ve kapalı kapıyı biraz fazla zorlamaktan hayatını kaybediyordu. Deyim zamanla İngilizcenin sınırlarını aşarak dünyanın pek çok yerinde tanınan, meraklı insanlara yarı ciddi yarı muzip biçimde yöneltilen bir uyarıya dönüştü.


Yalnız hikâye orada bitmedi. Yirminci yüzyılın başlarında birileri bu kasvetli nasihate dayanamadı ve ona küçük bir karşılık ekledi:


Curiosity killed the cat, but satisfaction brought it back.


Yani merak kediyi öldürdü; fakat aradığını bulmanın verdiği memnuniyet onu geri getirdi. Bu ikinci cümle deyimin unutulmuş “asıl devamı” değil, çok daha sonra eklenmiş oyuncu bir itirazdı. Fakat kedilere yakışan da buydu zaten. Dokuz canın varsa, bunlardan en az birini merak uğruna harcamak bütünüyle mantıksız sayılmaz.


Curiosity Killed the Cat’in reçetesi de önce cevap vermek yerine sorular sorar.

Assam ile Antep fıstığının aynı fincanda ne işi vardır? İran safranı siyah çayın koyu karakterinin içinde nasıl davranır? Fas gülü bu buluşmayı zarifçe tamamlayacak mıdır, yoksa bütün odayı ele geçirmeye mi kalkacaktır? Kâğıt üzerinde bakıldığında, birbirinden uzak coğrafyalardan gelen dört güçlü karakterin aynı masaya neden oturduğu hemen anlaşılmaz. Fakat zaten merak, çoğu zaman birbirine ait görünmeyen şeylerin yan yana gelmesiyle başlar.


Yolculuğun zemini Hindistan’ın kuzeydoğusundaki Brahmaputra Vadisi’nden gelen Assam’dır. Güçlü, tok ve maltımsı yapısıyla kolayca geri çekilecek bir siyah çay değildir; diğer malzemelerin altında kaybolmak yerine onları taşıyabilecek koyu renkli bir omurga kurar. Bu reçetede Assam, hikâyenin bütün sırlarını bir anda açıklamayan ciddi yüzlü ev sahibidir.


Ardından Antep fıstığı gelir. Fıstığı tatlılarda, hamur işlerinde ve şekerlemelerde görmeye alışığızdır; fakat siyah çayın yaprakları arasında belirmesi hâlâ küçük bir şaşkınlık yaratır. Reçeteye yalnızca tanıdık bir lezzet değil, hafifçe tuzlu, yeşil ve beklenmedik bir fikir taşır. Fincanın fazla uslu ve öngörülebilir olmasını engelleyen ilk ipucu odur.

İran safranı ise miktarıyla değil, varlığıyla ağırlık kazanan malzemelerdendir. Birkaç ince tel; renk, koku ve yüzyıllara yayılan bir kültür hafızası bırakmaya yeter. İran’ın kurak topraklarında, yeraltı su kanallarının beslediği eski tarım geleneklerinin içinden gelen safran, tarih boyunca hem mutfağın hem şifanın hem de lüksün işareti oldu. Curiosity Killed the Cat’in içinde de kendini hemen ele vermeyen, fakat fark edildiği anda bütün kompozisyonu daha kıymetli ve biraz daha esrarengiz kılan ayrıntıdır.


Fas gülü bu yolculuğun en görünür romantik karakteri gibi durabilir. Oysa görevi reçeteyi yalnızca çiçeksi ve güzel kokulu hâle getirmek değildir. Atlas Dağları’nın eteklerindeki gül vadilerini, sabah serinliğinde toplanan çiçekleri ve damıtma imbiklerinden yükselen kokuyu beraberinde getirir. Assam’ın koyuluğunu açar; fıstığın yeşil zenginliği ve safranın kuru sıcaklığı arasına ince, pembe bir ışık bırakır. Fakat bir gülün yapması gerektiği gibi, aynı zamanda biraz kuşku uyandırır: Bu kadar zarif görünen bir şey gerçekten masum mudur?


Harmanın nadirliği yalnızca safran gibi kıymetli bir malzeme içermesinden kaynaklanmaz. Bu dört unsurun aynı fincanda karşılaşması başlı başına nadirdir. Brahmaputra kıyılarından Gaziantep’e, İran platosundan Fas’ın gül vadilerine uzanan bir rota, bilinen hiçbir klasik çay tarifinin doğal güzergâhı değildir. Curiosity Killed the Cat, birbirleriyle karşılaşmaları pek muhtemel görünmeyen malzemeleri tanıştırır ve sonra biraz geri çekilip ne yapacaklarını izler.


Bu yüzden çayın adı, meraklılara yöneltilmiş gerçek bir uyarı sayılmaz. Tam tersine, kapağı kaldırmaya, yaprakların arasına bakmaya ve bu tuhaf birlikteliğin fincanda nasıl bir cevap vereceğini öğrenmeye davettir. İlk kokuda tanıdığınız şeyle ilk yudumda bulduğunuz aynı olmayabilir; tam olarak hangi malzemenin nerede başlayıp ötekinin nerede sona erdiğini çözmek de mümkün olmayabilir. Bazı harmanlar kendilerini hemen tanıtır. Bazılarıysa birkaç soru sormadan yanınıza oturmaz.

Merak kediyi öldürmüş olabilir.


Fakat bu fincanda, memnuniyet onu geri getirir.


Curiosity Killed The Cat
FromTRY 1,196.00
Satın Al

 

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page